İnsanoğlu, tarih boyunca kendisine, ailesine, milletine ve insanlığa hizmet etmek için bir yarış içinde olmuştur.

Hizmet yarışında olanlar, günü geldiğinde bir kenara çekilip, hizmet bayrağını bir başkasına devretmiş,

bayrağı devralanlar, yeni birine devredinceye kadar daha ileriye, taşıyabileceği en ileriye kadar taşıma gayreti içinde olmuşlardır.

Bazen de zamanı geldiği halde taşıdığı bayrağı başkasına devretmeye yanaşmayan, son nefesine kadar taşımaya devam etrmek isteyenler de olmuştur.

Bence, amacı halkına hizmet etmek olan insanlar, zamanı geldiğinde bayrağı kendisinden daha iyi hizmet edebileceğine inandığı birine devretmeli, ihtiyaç duyulması halinde tecrübelerini, bayrağı devrettiği kişi ile paylaşmalıdır.

Her toplumda, alanında hizmetin en iyisini yapacak potansiyel kabiliyete sahip insanlar vardır,

Doğuştan sahip olduğu özellikleri kullanıp geliştirecek bir alan bulamayan kabiliyetli insanlar zamanla körelip vasatlaştığı gibi, vasat diyebileceğimiz özelliklere sahip olan insanlar da uygun ortamı bulduklarında çalışma azim ve gayretleriyle kabiliyetlerini geliştirip, büyük başarılara imza atabilirler.

Kabiliyetli insanları arayıp bulacak, onları eğiterek ülkenin, milletin ve insanlığın hizmetine sunacak bir sistemimizin olması lazımdır.

Belki de aradığımız dâhiller ülkemizin, medeniyetin imkânlarından nasibini tam olarak alamamış ücra bir köşesindeki çocuklar arasındadır.

Belki bir gecekondu mahallesinde, belki de okuma imkânı bulamayanların olduğu başka bir mekândadır.

Geçmişte ülkemizi yönetme şansı elde etmiş devlet büyüklerimizin, o günün şartları, mali ve teknik imkânları dâhilinde bugün ileri diyebileceğimiz kararlara imza atmış ve güzel işler yapmış olduklarını görüyoruz.

Aralarından liderlik vasfı taşıyan akıllı insanlar çıkmış, geçmişe takılıp kalmayan bu insanlar geçmişten ders alarak geleceğe dönük planlar yapmışlar.

Yaşanan olaylar karşısında önerilen çözüm yollarıyla ilgili görüş ve düşünceleri olan bu insanlar, zorluklarla karşılaşınca “ Ah, … şimdi sağ olsaydı…” diyen cümleler kurma gaflet ve acizliğine düşüp ölülerden medet ummamışlardır.

Aynı insanlar bugün görevde olsalar, belki de bugünün imkân ve şartlarıyla çok daha büyük işler gerçekleştirebileceklerdi.

Bazen de dünün doğruları ile bugünün doğruları çelişmekte, dünün doğruları bugün hata olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Hayatımızda veya görev ve sorumluluk aldığımız işlerde hangimiz hata yapmadık ki…

Hangimizin hayatında birkaç “keşke…” yok ki…

Önemli olan, geçmişten ders almak, hatada ısrar etmemek ve tecrübelerden faydalanmaktır.

Her olay, olayın yaşandığı dönem ve o dönemin şartları göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.

Tecrübe edinmek için yılların geçmesini beklemek ve yaşamak yerine başkalarının tecrübelerinden yararlanmak daha akıllıca bir harekettir.

Kel olduktan sonra tarak sahibi olmanın bir anlamının olmadığını anlamak için saçımızın dökülmesini beklemek mi lazım.

Yanı başımızdaki ihtiyarlar/ güngörmüşler niçin varlar…

Onların tecrübeleri bize yol göstermekle kalmaz, zaman da kazandırır.

Güngörmüşlerin tecrübeleri ile gençlerin enerjisini birleştirip aynı yöne kanalize edebilenler büyük işler yapabilirler.

Bizim nesil dünyada baş döndüren gelişmeleri hızlı bir şekilde yaşadı.

Hizmet etmenin yolları ve şartları çeşitlenip kolaylaştı.

Kağnıdan lüks otomobillere; çıradan, geceleri gündüze çeviren elektriğe; tarımda, karasabandan modern ekim, dikim ve biçim araçlarına; haberleşmede, mektuptan internete; ulaşımda, attan uçağa, büyük bir değişime şahitlik ettik.

Bilgi ve teknoloji alanındaki gelişmeler baş döndürücü bir hızıyla devam ediyor.

Yolu ve izi olmayan yerlere bugün asfalt yollarla ulaşıyoruz.

Dünyanın herhangi bir noktasında meydana gelen olaydan anında haberdar olabiliyoruz.

Araştırmalar gösteriyor ki, medeniyetin doğuşundan 1900 yılına kadar insanoğlunun yararlandığı bilgi yüz yılda bir ikiye katlanırken 1940’larda bu süre 25 yıla, günümüzde ise 12 saate, yani yarım güne kadar düşmüştür.

Bu da gösteriyor ki, geçmişte yapılanları, yaşanmışlıkları, olay ve kişileri değerlendirirken, “Ben olsaydım…” diye başlayan cümleler artık bir anlam ifade etmemektedir.

İnsanoğlunun varlığını sürdürdüğü her alanda görebildiğimiz bu döngüyü mahalli şartlarda da değerlendirebiliriz.

Tarihi yüzyıllar değil çağlarla anılan güzel şehrimiz Ahlat da tarih boyunca hizmet yarışına sahne olmuştur.

Urartular’dan günümüze birçok medeniyete beşiklik eden Ahlat’tan, günümüzde adı sürekli hatırlananların yanında adı unutulan yüzlerce, belki binlerce idareci geçti.

Dünya durdukça yüzlercesi, belki binlercesi daha geçecektir.

Hizmet kervanına katılmak isteyenler birbirleri ile yarışacaklardır.

Bu tabii bir durumdur.

Yarışı önde bitirenler, sahip oldukları kabiliyetleri, günün şartları ve imkânları ölçüsünde az veya çok büyük veya küçük hizmete imza atacaklardır.

Hizmet yarışında bayrağı taşıma şansını yakalayanların, “gök kubbede hoş bir seda” bırakmaları önemlidir.

Ahlat’ta görev yapmış ve iz bırakmış Kaymakamları sayın deseniz, hemen hemen herkes aynı isimleri sayar.

Belediye başkanlarını sayın deseniz, yaşı itibarı ile tanıdığı bütün belediye başkanlarını sayar.

Bana sorsanız ben de çocukluğumdan günümüze kadar görev yapan başkanların hepsini sayarım.

1970’lerden günümüze kadar görev yapan belediye başkanları (Sıtkı Sayın, Mevlüt Aydoğan, Halis Gökbulak, Mevlüt Gülmez, Abdulalim Mümtaz Çoban, Yavuz Gülmez) ile zaman zaman oturup sohbet ettiğimiz oldu. Kendi dönemlerinde günün şartları ve imkânlarıyla Ahlat’a yapılabilecek hizmetlerin en iyisini yapma gayreti içerisinde olan başkanlarımızı hayırla yâd ediyorum. Dâr-ı Bekâ’ya irtihal edenlere Allah’tan rahmet, yaşayanlara sağlık, sıhhat ve afiyetler diliyorum. Yapılan hizmetlerin unutulmaması kadirşinaslığın gereğidir.

Belediyelerin başlıca görev ve sorumlulukları kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiştir. Temel altyapı ve çevre hizmetleri, güvenlik, sağlık ve düzen hizmetleri, sosyal ve kültürel hizmetler her belediyenin yapması gereken hizmetlerdir.

Benim en fazla dikkatimi çeken ve üzerinde fazlaca durduğum konu, Ahlat’ın tarihteki eski ihtişamına kavuşturulması adına ulusal ve uluslararası alanda tanınırlığının artırılması, için yapılan faaliyetlerdir.

Kalemimi daha çok bu alanda kullandım.

Devlet büyüklerimizin dikkatini Ahlat üzerine çekmeğe çalıştım.

Geçmiş yıllarda Ahlat Kültür Haftası etkinlikleri adıyla yapılan programların bazılarına katıldım. Daha çok mahalli bazda kutlanan kültür haftası kutlamaları daha sonra 1071 Ahlat-Malazgirt Zaferi kutlamalarıyla birleştirilerek uluslararası bir zemine taşındı.

Bugün bayrağı yeni belediye başkanı Yavuz Gülmez’e devreden önceki dönem belediye başkanı Abdulalim Mümtaz Çoban’ın, 1071 Ahlat-Malazgirt Zaferi kutlamalarının uluslararası düzeye taşınması, Ahlat Cumhurbaşkanlığı Köşkünün Ahlat’a kazandırılması ve düzenlenen etkinliklerdeki öncü rolünü hep takdir etmişimdir.

Dün Cumhurbaşkanlığına 1071 metrekare arsa tahsisi düşüncesiyle başlayan süreç, bugün dev bir külliyeye dönüşmekle kalmadı düzenlenen etkinliklerle Ahlat’ı ülkemizin ve dünyanın gündemine taşıdı.

Abdulalim Mümtaz Çoban’ın başkanlığı döneminde kaleme aldığım yazılarda, yaptığım konuşmalarda çalışmalarını takdir ederken, satır aralarında kendisinden beklediğimiz hizmetleri de hatırlattım.

Bu hatırlatmaların karşılık bulması bizleri memnun ederken, sorumluluğumuzu da arttırdı ve kalemimizi daha dikkatli kullanmamız gerektiğini hissettirdi.

Taşıdığı sorumluluğun farkında olan; söylemleri, faaliyetleri ve gayretli tutumuyla Ahlat için birçok hizmete imza attığına ve atacağına inandığım bugünkü belediye başkanımız Sayın Yavuz Gülmez’in devraldığı bayrağı daha ileriye taşıyacağına, Türk dünyasının ortak nevruz kutlamasının Ahlat’ta yapılması, Yunus Emre Enstitüsü’nün, Maarif Vakfı’nın ve benzer faaliyetler yürüten diğer milli kuruluşların bir ayağının da Ahlat’ta olması için özel bir gayret sarf edeceğine, bütün bu çalışmaları sivil toplum kuruluşları ve devlet kurumlarıyla ortak hareket ederek gerçekleştireceğine olan güvenim tamdır.

Bir gün bayrağı, Ahlat ve ülkemiz adına daha büyük hizmetlere imza atacağına inandığı birine devrederken, gök kubbede hoş bir seda bırakacağına, örnek alınacağına ve hayırla yâd edileceğine bütün kalbimle inanıyorum.

Başarıları daim, hizmetleri kaim olsun. Allah yar ve yardımcısı olsun.