Abdülcabbar Ersoy'un Eviyle Birlikte Ahlat'ın Hafızasından Bir Sayfa Daha Koptu. Bitlis'in Ahlat ilçesinin yetiştirdiği bilge muallimlerden Abdülcabbar Ersoy (1891-1982), Osmanlı'nın son döneminden Cumhuriyet'in kuruluş yıllarına uzanan ömründe sürgün, esaret ve mücadeleyle örülü örnek bir hayat yaşadı.

Bugün ise onun hatırasını yaşatan tarihi evi, sessizce enkaza dönüşmüş durumda.

Bir şehrin tarihini anlamak için her zaman müzeleri gezmeye gerek yoktur. Eski bir sokağa girmeniz, yorgun bir taş duvara dokunmanız yeterlidir. Çünkü o taşlar konuşur; kimlerin yaşadığını, hangi çocukların avlusunda oynadığını, hangi duaların o pencerelerden gökyüzüne yükseldiğini fısıldar.

Bugün Ahlat'ta işte böyle bir ses daha sustu.

Abdülcabbar Ersoy'a ait tarihi ev artık ayakta değil. Asırların yükünü omuzlarında taşıyan bu yapı, bugün taş yığınlarından ibaret. Geride kalan ise yalnızca bir enkaz değil; Ahlat'ın hafızasından kopan bir sayfa, geçmişe duyulan derin bir özlemdir.

Bir tarihi yapı yıkıldığında çoğu kişi, "Zaten harabeydi." deyip geçebilir. Oysa mesele sadece bir binanın yıkılması değildir. Asıl kaybedilen, bir şehrin kimliği ve ortak hafızasıdır. Çünkü tarihi yapılar; taş ve topraktan ibaret değil, bir milletin geçmişini geleceğe taşıyan sessiz belgelerdir.

Ahlat, bin yıllık Türk yurdudur. Kümbetleri, mezar taşları, camileri ve kadim mirasıyla dünyada eşine az rastlanan bir kültür şehridir. Ancak ne acıdır ki bu zengin mirasın önemli bir parçası olan tarihi sivil mimari örneklerini aynı hassasiyetle koruyamıyoruz. Bugün yıkılan her tarihi ev, yarın çocuklarımıza anlatacağımız bir değerin daha eksilmesi demektir.

Bu enkaza baktığımda yalnızca yıkılmış duvarlar görmüyorum. Bir dönemin ustalığını, sabrını ve estetik anlayışını görüyorum. Bir zamanlar hayatın sürdüğü odaların yerinde bugün yabani otlar yükseliyor. Oysa bu ev, restore edilerek bir kültür evi, bir müze veya geleneksel Ahlat yaşamını anlatan yaşayan bir mekân olabilirdi.

Asıl endişe verici olan ise şudur: Bu yıkım son olmayabilir.

Yarın sıra hangi tarihi eve gelecek?

Henüz ayakta olan tarihi Ahlat evleri için envanter çalışmaları yapılmalı, tescil süreçleri hızlandırılmalı, restorasyon projeleri hazırlanmalı ve bu yapılar gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Çünkü tarih, yıkıldıktan sonra yeniden inşa edilemez; ancak korunursa yaşayabilir.

Bugün elimizde kalan tarihi evler için koruma iradesi göstermezsek, yarın başka enkazların önünde aynı üzüntüyü yaşayacağız. Her yıkımdan sonra ağıt yakmak yerine, yıkılmadan önce sahip çıkmayı öğrenmeliyiz.

Ahlat'ın tarihi yalnızca kümbetlerden ibaret değildir. Bu evler de o tarihin sessiz tanıklarıdır. Onlar birer birer kayboldukça, geçmişimizi anlatan hafızalar da eksilecektir.

Dileğim odur ki Abdülcabbar Ersoy Evi'nin enkazı, sadece bir kaybın simgesi olarak kalmasın. Aynı zamanda Ahlat'ta ayakta kalan tarihi evlerin korunması ve gelecek nesillere aktarılması için bir dönüm noktası olsun.

Çünkü tarih, taşlar yıkıldığında değil; onları korumaktan vazgeçtiğimiz gün kaybedilir.

Saygılarımla…