Bazı yapılar vardır ki harcı sadece suyla, toprakla karılmaz; bir milletin rüyasıyla, hafızasıyla, imanıyla örülür. Ahlat Ulu Camii de taştan bir gövdeden fazlasıdır; o, bağrında koca bir medeniyetin nefesini taşıyan muazzam bir emanettir.
Bugün, Atayurt Ahlat Derneği ve Şehrimiz Ahlat olarak; uzun zamandır hem yerel basında hem de gönül sayfamızda çırpınarak gündeme taşımaya çalıştığımız o kadim coğrafyaya, şehrimizin duran kalbi Tarihi Ulu Camii ve Bezirhane bölgesine doğru hüzünlü ama umut dolu bir yolculuğa çıktık.
Gördüğümüz, parmak uçlarımızla dokunmaya kıyamadığımız şeyler yalnızca soğuk taşlar, yıkık duvarlar ya da toprağa gömülmüş temeller değildi... O sessiz kalıntıların arasından fışkıran, yüzyılların ötesinden bize fısıldayan bir çığlıktı.
El sürdüğümüz her taşta, bir zamanlar Doğu’nun ve Türk-İslam dünyasının parlayan yıldızı olan Ahlat’ın o görkemli ruhu saklıydı.
Sırtını Van Gölü’nün asil maviliğine dayamış; Bayındır Han Kümbeti’nin, Selçuklu Meydan Mezarlığı’nın o heybetli gölgesine sığınmış bir mabet... Batısında Hasan Padişah’ın izleri, Harabeşehir’in gizemli mağaraları, Zafer Takı ve Bezirhane ile kucaklaşmış bir tarih abidesi...
Sekiz asır önce bu topraklarda rüzgâr bile başka eserdi. Burası sadece huşu içinde secdeye varılan bir mescit değildi; etrafında çarşıların kurulduğu, medreselerinde geleceğin âlimlerinin yetiştiği, hayatın tam merkezinde atan devasa bir yürekti.
Şimdi ise... O eski ihtişamdan geriye sadece derin, insanı sarsan bir sessizlik ve toprağın altında gün ışığına çıkacağı günü sabırsızlıkla bekleyen mahzun bir tarih kaldı.
Ahlatşahlar’ın mirası olan bu ulu mabet, kalbinde bir güneş gibi parlıyordu. Yanı başındaki Bezirhane, buranın sadece maneviyatın değil, üretimin, ticaretin ve alın terinin de merkezi olduğunu haykırıyor bize. Kalıntılara bakarken gözlerimizi kapattık ve o günleri hayalini kurmadan edemedik.
Burada secdeler vardı; gözyaşlarıyla ıslanan topraklar vardı. Burada ilim halkaları kuruluyordu; hakikatin peşinden koşan genç dimağlar vardı.
Burada tüccarlar namaza koşuyordu; helal kazancın huzuruyla dolup taşan sokaklar vardı. Ve burada ezan sesleri, Van Gölü’nün dalga seslerine, Ahlat’ın yeşiline, gök kubbeye yükseliyordu. Bugün ise bu kutsal toprağın üzerinde hüzünlü bir sükûnet hâkim. Fakat bu sessizlik bir yok oluşun değil, yeniden dirilmeyi bekleyen bir uykunun sessizliğidir aslında.
Ahlat Ulu Camii’ni yeniden ayağa kaldırmak, sıradan bir restorasyon, taşları üst üste koyma işi değildir. Bu; tarihe, ecdada ve Türk-İslam medeniyetine duyulan o büyük vefanın en somut, en asil nişanesidir.
Son yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde Ahlat’ta filizlenen o kutlu uyanış, yürütülen titiz kazı çalışmaları bu kadim şehre can suyu olmuştur. Şimdi bu büyük vizyonun tacı, en anlamlı halkası; Ahlat Ulu Camii’nin bilimsel veriler ışığında, aslına sadık kalınarak yeniden ibadete açılması olacaktır. Devletimizin kudreti, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ve Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün hassasiyeti, bilim insanlarımızın gayretiyle bu emanete sahip çıkmak, geleceğimize olan en büyük borcumuzdur. İnanıyoruz ki, bu asil taşlar yeniden dile gelecek. Göreceğiz ki:
Minaresinden asırlar sonra ilk ezan yükseldiğinde gökyüzü bir başka aydınlanacak. Avlusunda yine çocuk sesleri, gençlerin ilimleri yankılanacak,
Yolcular gölgesinde soluklanıp dualar edecek. Cemaat yeniden omuz omuza, saf saf duracaktır İşte o an, Anadolu’nun tapu senedi olan Ahlat’ın kalbi yeniden atmaya başlayacak. Çünkü bu diriliş, sadece Ahlat’ın değil, tüm Türk-İslam medeniyetinin ortak zaferi olacaktır.
Gelin, bu sessiz taşlara can olalım, gelin Alparslan’ın namaz kıldığı, secdesinde fetih duası ettiği, cemaatinin amin dediği, Malazgirt'e gönderirken tekbir getirdiği camisinde el açıp duasında bulunalım, Gelin Ahlat Ulu Cami’ye Ayasofya ya heyacanıyla ilk namazımızı ’Türkiye’nin her yerinden gelen vatandaşlarla birlikte kılalım. Gelin Ahlat Harabeşehiri eski canlı güzel günlerine kavuşturalım. Gelin Sayın Atayurdu Ahlat’ımdan tüm dünyaya selam verelim, ezanıyla inletelim. Ulu Camii yeniden ayağa kalksın, ezanla buluşsun, Bir milletin gerçek dirilişi, ancak kendi hafızasına sahip çıkmasıyla mümkündür. Allah'ım seneye 26 Ağustos da Sayın Cumhurbaşkanımızı Malazgirt'e Ulu Camide kılınan bir namaz sonrasında uğurlamak nasip olur bizlere de. Saygılarımla...