Bir önce ki yazımda, Bir ülkede dernek, vakıf ve cemiyetlerin çokluğu ve çeşitliliği o ülkede fedakârlığın, yardımlaşmanın ve toplumsal dayanışmanın ne kadar güçlü olduğunu gösteren önemli parametrelerden biridir, demiştim.
Bunu, çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 57 derneğin bulunduğu Ahlat özelinde düşünürsek, Ahlat halkının bu konuda büyük bir mesafe kat ettiğini; fedakârlığın, yardımlaşmanın ve toplumsal dayanışmanın önemini kavrayıp içselleştirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bazı derneklerimiz, çalışma alanı olarak Ahlat özeline hitap ederken, bazıları da Türkiye geneline hizmet eden amaçlar taşımaktadırlar.
Hatta ülke sınırlarını aşarak Türk dünyasına veya İslâm âleminin tümüne hitap eden çalışmalara imza atmak isteyen derneklerimiz de vardır.
Ahlat’ın tarihi misyonunu göz önüne alırsak, bu topraklarda doğanların veya bu topraklardan feyz alanların, gönül coğrafyamızda olup bitenlere bigâne kalması düşünülemez.
Yakın zamanda Samet Adıyaman’ın başkanlığında kurulan Atayurt Ahlat Derneği Türkiye sınırlarının dışına taşacağı sinyalini verdi.
Ahlat merkezli kurulan dernek, yurt içinde ve yurt dışında şubeler açabilecek.
Dernek kurucuları, Türk dünyası ve gönül coğrafyamızın birlik ve beraberliğini düşünerek, çıktıkları yolda soluklanacakları menzilleri, varacakları hedefleri, hedefe varmak için hangi yolları kullanacaklarını belirlemişler.
Amaçlarını dernek tüzüğünün 2. Maddesinde şöyle açıklanmışlar:
"Atayurt Ahlat Derneği; Ahlat’ın Türk dünyasının ortak 'Ata Yurdu' olarak tanınması, bölgedeki tüm tarihi alanların, taşınmaz kültür varlıklarının ve doğa mirasının tespiti, korunması, yaşatılması ve hem dijital hem de fiziksel olarak arşivlenerek gelecek nesillere eksiksiz aktarılması amacıyla kurulmuştur. Dernek bu doğrultuda; Nizam-ı Âlem mefkuresi ve İlay-ı Kelimetullah davasının tarihsel sorumluluğuyla, 'Atayurt Ahlat Kızılelma Doktrini' rehberliğinde, Türkiye Yüzyılı vizyonuna uygun olarak milli bir şuur, yüksek ahlak ve devlet adabı disipliniyle hareket eder. Türk devlet felsefesinin kök saldığı bu kadim coğrafyada töre bilincine sahip (töredar) nesiller yetiştirilmesini hedeflerken; tarihi, stratejik ve Türk dünyasının ortak sanat değerlerinin korunması için akademik araştırmalar yapar, kurs, seminer ve konferanslar düzenler; geleneksel el sanatlarından modern bilişim teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede faaliyet yürüterek kültürel mirası dijital dünyaya taşır ve Türk dünyası ile bağları güçlendirmek adına yurt içinde ve yurt dışında teşkilatlanarak toplumun her kesiminde milli tarih bilincini diri tutacak sosyal, sportif ve eğitsel faaliyetler gerçekleştirir.”
Ahlat’ı, Ata Yurdu ve Stratejik Merkez kabul eden dernek kurucuları, Atayurt Ahlat Kızılelma Ülküsü Doktirini’nin ikinci bölümünde buna yer vermişler.
İkinci Bölüm: Küresel Teşkilatlanma ve Yayılım Stratejisi
Madde 1: Ahlat: Ata Yurdu ve Stratejik Merkez
Kurumumuz; Türk dünyasının ortak hafızası, medeniyetimizin kadim tapusu ve "Ata Yurdu" olan Ahlat’ı stratejik merkez kabul eder. İnanıyoruz ki; yeryüzündeki her bir Töredar, Ahlat’ın sinesinden dünyaya dağılan büyük bir yürüyüşün ve sönmeyen bir ocağın temsilcisidir.
Bu yüksek millî şuur uyarınca:
Oğuz Boylarının Mührü:Ahlat; Oğuz boylarının toplandığı, yurt tuttuğu ve Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere açtığı mukaddes bir sancak bölgesidir. Bizim için Ahlat, sadece bir şehir değil; Türk’ün devlet kurma iradesinin, birliğinin ve kudretinin dünyadaki en büyük şahididir.
Ortak Aidiyet ve Köken: Dünya üzerindeki bütün Türk evlatları ve soydaşlarımız, bu topraklardan dünyaya yayılan kutlu birer parçadır. Ahlat, herkesin birleştiği ana ocak ve sarsılmaz ortak paydadır.
Genel Merkezin Stratejik Konumu: Derneğimizin idari merkezinin Ahlat olması; bu topraklara vurulan Türk mührüne sahip çıkma irademizin ve dünyadaki tüm kardeşlerimizi yeniden bu "Ata Ocağı" etrafında kenetleme hedefimizin bir nişanesidir.
Vuslat ve Şuur Hedefi: Her bir Türk evladının, Oğuz boylarının ayak izlerinin bulunduğu bu mukaddes toprağı hayatında en az bir kez görmesi ve millî kimlik şuurunu bu **"Ata Yurdu"**nda tazelemesi teşkilatımızın temel gayesidir.
Dernek kurucuları,“Töredar” unvanı verdikleri üyelerinin hangi özelliklere sahip olmaları gerektiğini şöyle sıralamışlar:
“Töredar;
Hanesini; modern dünyanın yozlaştırıcı etkilerinden uzak, yüksek Türk ahlakının ve nezaketinin hâkim olduğu bir "Huzur ve Güven Kalesi" olarak muhafaza eder.
Evlatlarını; Türkiye Cumhuriyeti’ne sadık, Türk milletine feda ve tüm Türk coğrafyasına karşı sorumluluk bilinci taşıyan, donanımlı ve münevver şahsiyetler olarak yetiştirmeyi en büyük hizmet sayar.
Hane Nizamını; adaleti şefkatle, disiplini ise vakarla birleştirerek; fertleri bir baskı ile değil, bizzat sergilediği yüksek karakter (hâl dili) ile bu kutlu yola sevdirir.
Sosyal Hayatta; ailesinden aldığı bu güçlü terbiyeyi vatanseverlik ve çalışma ahlakı olarak topluma yansıtır; her ortamda dürüstlüğü ve vakarıyla örnek teşkil eder.”
Atayurt Ahlat Kızılelma Ülküsü Doktirini” nin2. Maddesinde yer alan bir ifade dikkatimi çekti.
Ahlat: Nevruz ve Büyük Toy Merkezi: Her yıl baharın gelişiyle kutladığımız Nevruz; tüm Türk dünyasının temsilcilerinin katılımıyla, Ahlat merkezli olarak devasa bir "Millî Toy" şeklinde kutlanır. Bu kutlamalar; birliğimizin, dirliğimizin ve dünyaya ilan edilen ortak irademizin en büyük sahnesi hâline getirilir.
Dernek kurucularının, Türk dünyasını ortak etkinliklerde buluşturma, ortak hedefler belirleyerek hep beraber bu hedeflere yürüme gayesi takdire şayandır
Ahlat’ın, bütün Türk dünyasının, hatta akraba toplumları da ilgilendiren Nevruz Bayramının kutlama merkezi olması…
Düşüncesi bile insanı heyecanlandırmaya yetiyor.
Nevruz kutlamalarında Türk dünyası ve akraba toplumların kalbinin Ahlat’ta atacak olması sadece Ahlat adına değil, ülkemiz adına da gurur duyulacak bir gelişmedir.
Bu Nevruz da nerden çıktı, on beş, yirmi yıl önce böyle bir şey yoktu diyenler olabilir.
Haklıdırlar, bir zamanlar Nevruz’dan da, Nevruz gibi başka milli değerlerimizden de bihaberdik.
Bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetlerinde (Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan) Nevruz Bayramının on beş gün süreyle kutlandığını ve en büyük milli bayram olduğunu görüp öğreninceye kadar.
Tarih yapan, ancak tarih yazmaya fazla önem vermeyen Türklerin tarihini, bugün “Nice” de Yahudi mezarlığında yatanlar yazınca bu tür sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmazdı.
Doğunun şafağından gözleri kamaştığı için Batı’nın kızıllığını tercih edenler, bize Nevruz’un bir Türk bayramı olduğunu unutturmuşlardı.
Doğu’dan gelen ışık kesilince Batı’nın karanlık orta çağında bir süre debelenip durmuştuk.
Taki içimizden çıkan bir yiğidin, tarihinden ve inancından aldığı ilhamla “Ey Müslüman Türk, titre ve kendine dön!” diyinceye kadar.
Biz, gelen emre itaat edip titredikçe; kendi öz değerlerimize döndükçe hafızamız yerine gelmeye başladı.
Atalarımızın atının üzengisini öpmek için yarışan dünkü kölelerimizin kapısında dilenci olduğumuz günleri geride bıraktık.
Efendiliğimizi, üç kıta yedi denize hükmeden, gittikleri her yere hak ve adalet götüren ataların torunları olduğumuzu hatırlamaya başladık.
Yani, Türklerin yüz yıl önce tarih sahnesine çıkmış köksüz bir topluluk olmadığını; Hunlardan Cumhuriyete kadar onlarca devlet ve imparatorluk kurmuş büyük bir millet olduğunu öğrendik.
Teknolojik gelişmeler sonucunda dünyamız iyice küçülürken, bizler gönül coğrafyamızı yakından tanıyarak, oralarda yaşayan insanlarla aynı inanç ikliminin mensubu olduğumuzu öğrenip daha da büyüdük.
Sonunda her “Töredar”ın gönlünde yatan “Turan Ülküsü”ne giden yollar açıldı.
Altaylardan başlayan ama bir süre akamete uğrayan kutlu yürüyüş yeniden başladı.
Ahlat’tan bu yürüyüşe katılmaya, Turan yolculuğuna çıkmaya hazırlanan Atayurt Ahlat Derneği mensuplarına hayırlı yolculuklar diliyorum.
Yolunuz, bahtınız açık olsun!
Allah, yâr ve yardımcınız olsun!