Evet, açık konuşalım.
Bu bir yarışsa, biz geriden başlıyoruz.
Bu bir mücadeleyse, biz elimiz bağlı giriyoruz.
Çünkü biz öğretmeniz.
Bizim dilimiz ölçülü olmak zorunda.
Bizim tavrımız dengeli olmak zorunda.
Bizim öfkemiz bile terbiyeli olmak zorunda.
Ama karşımızdaki herkes aynı hassasiyeti taşımıyor.
Bir veli, düşünmeden konuşabiliyor.
Bir öğrenci, sınır tanımadan itham edebiliyor.
Bir dilekçe, bir öğretmenin yıllarını bir kalemde tartışmaya açabiliyor.
Ve en acısı…
Bu iddiaların çoğu, peşinen doğru kabul ediliyor.
İşte kırılma tam burada başlıyor.
Çünkü biz kendimizi savunurken bile dikkat etmek zorundayız.
Sesimizi yükseltemeyiz.
Sertleşemeyiz.
Karşımızdakinin seviyesine inemeyiz.
Neden?
Çünkü biz öğretmeniz.
Bizim her sözümüz örnek sayılır.
Her davranışımız ölçü kabul edilir.
Biz yanlış yaparsak, sadece biz değil, bir nesil zarar görür.
Ama aynı hassasiyet, bize yönelen ithamlarda yok.
Bir öğrenci, keyfî bir iddiayla süreci başlatabiliyor.
Bir veli, duygusal refleksle öğretmeni hedef alabiliyor.
Ve sistem… çoğu zaman öğretmeni değil, iddiayı merkeze alıyor.
Peki bu nasıl bir adalet?
Soruşturma açılıyor.
İtibar zedeleniyor.
Yılların emeği tartışmaya açılıyor.
Sonuç ne olursa olsun, geriye bir şey kalıyor:
Güvensizlik.
Ve bu, en büyük yıkımdır.
Çünkü öğretmen kendini güvende hissetmezse,
Sınıfta artık sadece ders anlatmaz… temkinli davranır.
Cesaretle değil, korkuyla hareket eder.
Rehberlik etmez, risk almamaya çalışır.
Bu ise eğitimin ruhunu öldürür.
Şunu net söylemek gerekir:
Öğretmeni sürekli savunma pozisyonuna iten bir sistem, eğitim üretemez.
Adalet, yalnızca bir tarafı koruyarak sağlanmaz.
Aksine, bu yaklaşım yeni adaletsizlikler doğurur.
Evet, çocuk korunmalıdır.
Evet, her iddia ciddiyetle incelenmelidir.
Ama öğretmen de korunmalıdır.
Onuru, emeği, itibarı korunmalıdır.
Çünkü öğretmen sıradan bir kamu görevlisi değildir.
Toplumun karakterini inşa eden insandır.
Ve biz…
Bütün bu dengesizliğe rağmen hâlâ aynı yerde duruyoruz.
Sabırla, sükûnetle, ahlakla.
Çünkü biz biliyoruz:
Biz düşersek, çocuklar düşer.
Biz susarsak, değerler susar.
Biz vazgeçersek, gelecek vazgeçer.
İşte bu yüzden eşit değiliz.
Onlar istediği gibi davranabilir.
Biz davranamayız.
Onlar kırabilir.
Biz onarmak zorundayız.
Onlar suçlayabilir.
Biz doğrulamak zorundayız.
Ve belki de en acısı şudur:
Biz haklı olsak bile, haklı olduğumuzu ispat etmek zorundayız.
Ama unutulmamalıdır…
Ahlakla verilen mücadele yavaş ilerler, ama asla kaybetmez.
Ve öğretmen…
Yalnız bırakılmazsa,
Sadece sınıfı değil, bir milleti ayağa kaldırır.