Evet, yanlış duymadınız. 2026 yılına girerken, destek eğitimi alan engelli bireyler için sessiz sedasız ama son derece sarsıcı bir karar gündeme geldi.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın otomasyon sistemi MEBBİS’te yer alan uyarıya göre, devlet tarafından finanse edilen destek eğitiminden yalnızca 0–26 yaş arası bireyler yararlanabilecek; 27 yaşından gün alanlar bu haktan faydalanamayacak.
Bir cümle. Ama arkasında yüz binlerce insanın hayatını, psikolojisini ve geleceğe dair umudunu etkileyen ağır bir yük var. Bu kararı duyan özel gereksinimli bireyler ve aileleri için yaşanan şey tam anlamıyla bir şoktu. Çünkü burada sadece bir “yaş sınırı”ndan değil, hayat boyu devam etmesi gereken bir eğitim ve rehabilitasyon sürecinin kesintiye uğratılmasından söz ediyoruz.
Eğitim nedir?
Eğitim, belirli bir yaşa sıkıştırılabilecek bir faaliyet midir? Hayır. Eğitim ve öğrenme, insan yaşamı boyunca süren, bireyde kalıcı davranış değişiklikleri yaratan bir süreçtir. 27 yaş dediğimiz şey, bugünün ortalama yaşam süresinde ömrün yalnızca üçte biri. Özel gereksinimi olmayan bireyler dahi “öğrenmenin yaşı yoktur” diyerek kendilerini sürekli geliştirmeye devam ederken, özel bireyler için bu kapının kapatılması hangi aklın ürünüdür?
“Öğrenmenin yaşı yoktur” sözü bir temenni değil, bilimsel ve insani bir gerçektir. Öğrenme; çocuklukla başlayıp yetişkinlikte biten bir yolculuk değil, insanın varoluşuna eşlik eden bir serüvendir.
Özel gereksinimli bireyler açısından bakıldığında ise durum çok daha nettir. Bu bireylerin eğitimi ve rehabilitasyonu, lüks değil; hayati bir gerekliliktir. Üstelik bu ihtiyaç geçici değil, süreklidir. Hayat boyu devam etmelidir. Buna bir yaş sınırı koymak, yalnızca bireyin gelişimini değil, toplumun vicdanını da sakatlar.
Açık konuşmak gerekirse; destek eğitimine 27 yaş sınırı getirilmesi, özel bireylerin psikolojisini zedeleyen, aileleri derinden yaralayan ve toplumsal adalet duygusunu sarsan bir karardır. Kim tarafından, hangi gerekçeyle alındığı açıklanmayan bu “parlak fikir”, bugün toplumda ciddi bir rahatsızlık oluşturmuştur.
Yaklaşık iki haftadır süren bu tartışma, sadece özel gereksinimli bireylerin değil, toplumun her kesiminin vicdanını yaralamaktadır. Tepkiler büyüyor, sesler çoğalıyor. Çünkü şu soru herkesin zihninde yankılanıyor:
27 yaşını geçen bir engelli birey eve kapanıp ölümü mü beklemelidir?
Tasarruf deniyorsa, bunu yüksek sesle söyleyelim. Ama soralım: Bu ülkenin maddi kaynakları “millî servet” olarak görülüyorsa, bu ülkenin özel ve değerli bireyleri millî servet değil midir? Tasarruf edilecek başka hiçbir alan kalmamışken, bedeli neden toplumun en kırılgan kesimi ödemek zorunda bırakılıyor?
Bugün gelinen noktada; özel gereksinimli bireyler, aileleri, eğitimciler, dernekler, federasyonlar ve özellikle sivil toplum kuruluşları bu karara karşı ciddi bir duruş sergilemektedir. Bu bir tepki değil yalnızca; bir hak arayışıdır.
Dileğimiz ve beklentimiz nettir. Bu yanlıştan en kısa sürede dönülmeli, özel bireylerin eğitim hakkı güçlendirilmeli, destek eğitimleri kısıtlanmak yerine genişletilmeli, seans sayıları artırılarak daha kapsayıcı bir düzenlemeye gidilmelidir. Çünkü bir toplum, en zayıf görülen bireylerine nasıl davrandığıyla ölçülür. Ve vicdan, hiçbir zaman yaştan tasarruf edilebilecek bir şey değildir. Saygıyla