Soğuk bastırdı. Termometreler düştü.
Ama asıl düşen hava değil, duyarlılık.
Biz pencereden karı izlerken, sokakta kediler ve köpekler hayatta kalmaya çalışıyor. Onlar için kış romantik değil. Kış, uzun bir gece. Bitmeyen bir açlık. Sabaha çıkıp çıkamayacağının belirsizliği.
Bir kedi, sessizdir. Acısını belli etmez. Donarken bile ses çıkarmaz. O yüzden en çok kediler ölür bu havalarda. Kimse duymadan. Kimse fark etmeden. Sabah bir apartman boşluğunda, bir kapı önünde, bir kaldırım kenarında kalakalır. Hayat, onun yokluğunu umursamadan devam eder.
Bir köpek, dayanıklıdır denir. Oysa dayanıklılık açlığa ve soğuğa alışmak değildir. Dayanıklılık, mecbur bırakılmaktır. Çöplerin etrafında dolanan, arabaların altında uyuyan her köpek aslında hayatta kalmaya zorlanan bir canlıdır.
Sokak hayvanları bu şehirlerin misafiri değil. Bu şehirler onların da evi. Ama ne gariptir ki en az payı onlar alıyor. Beton ısınıyor, vitrinler ışıldıyor, evler sıcacık. Dışarıda ise bir can, soğuktan titreyerek sabahı bekliyor.
Bir kap mama koymak büyük bir iş değil.
Bir karton kutu bırakmak fedakârlık sayılmaz.
Bir tas suyu boş bırakmamak kimseyi fakirleştirmez.
Ama yapmamak, insanı eksiltir.
“Belediye yapsın” demek kolay. “Devlet ilgilensin” demek rahat. Ama soğuk, bürokrasi tanımaz. Açlık prosedür beklemez. Bir kedi için karar süresi dakikalarla ölçülür. Bir gecelik ihmal, geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurur.
Bugün araba kaputlarını kontrol etmiyorsak, yarın vicdanımızı kontrol edemeyiz. Bugün kapımızın önünü paylaşmıyorsak, yarın daha büyük paylaşım çağrılarına da sağır kalırız. Merhamet kas gibidir. Kullanılmadıkça zayıflar.
Bu mesele hayvan meselesi değildir. Bu, insan olma meselesidir. Güçlü olanın zayıfı görüp görmediği meselesidir. Sessizi duyup duymadığı meselesidir.
Bir kedi üşüyorsa, bu şehrin kalbi de üşüyordur.
Bir köpek açsa, bu düzenin bir yerinde eksiklik vardır.
Kapınızın önüne bir kap koyun.
Bir kutu bırakın.
Bir cana alan açın.
Çünkü bir şehir, en savunmasızına nasıl davrandığıyla hatırlanır.