Bazı günler vardır, takvimde sıradan görünür; ama bir çocuğun kalbinde aylarca büyüyen bir heyecanın, uykusuz gecelerin, tekrar tekrar çözülen soruların, ertelenen oyunların, içe atılan kaygıların karşılığıdır.
Bu cumartesi de öyle bir gün.
Birileri için hafta sonu telaşı olabilir. Birileri için alışveriş, düğün hazırlığı, konvoy, müzik, korna, eğlence, sıradan bir dışarı çıkma günü… Ama binlerce sekizinci sınıf öğrencisi için bu gün, uzun bir yolculuğun en hassas durağıdır. O çocuklar sadece bir sınava değil; sabırlarına, emeklerine, ailelerinin umutlarına ve öğretmenlerinin alın terine de cevap verecekler.
İşte tam da bu yüzden, bu cumartesi yalnızca öğrenciler sınava girmeyecek. Aslında hepimiz sınava gireceğiz.
Bir toplumun nezaketi, en çok böyle zamanlarda belli olur. Yol vermekte, korna çalmamakta, yüksek sesi kısmakta, kutlamayı birkaç saat ertelemekte, “Bana ne?” dememekte belli olur. Çünkü medeniyet dediğimiz şey, bazen büyük nutuklarda değil; bir çocuğun dikkatini dağıtmamak için gösterilen küçük bir hassasiyette saklıdır.
Bugün mesele sadece LGS değildir. Mesele, çocuklarımızın emeğine saygıdır. Mesele, bir annenin sabah erkenden hazırladığı kahvaltıya, bir babanın kapıda bekleyen duasına, bir öğretmenin yıl boyunca anlattığı derse, bir çocuğun defalarca silip yeniden yazdığı hayale sahip çıkmaktır.
Korna çalmamak çok zor değildir. Müziğin sesini kısmak büyük bir fedakârlık değildir. Gürültülü bir işi birkaç saat ertelemek kimseyi eksiltmez. Ama bütün bunlar, sınav salonunda kalbi hızlı atan bir çocuğa çok şey kazandırabilir. Belki bir soruya daha sakin bakmasını sağlar. Belki emeğinin karşılığını daha huzurlu almasına vesile olur.
Biz yetişkinler bazen çocuklardan çok şey bekliyoruz. Başarılı olsunlar, düzenli çalışsınlar, saygılı olsunlar, sorumluluk alsınlar istiyoruz. Peki biz onlara karşı sorumluluğumuzu ne kadar yerine getiriyoruz? Onlardan dikkat beklerken, onların dikkatini korumak için ne yapıyoruz? Onlardan sabır isterken, biz birkaç saat sabredebiliyor muyuz?
Bu cumartesi cevabı verilecek soru tam da budur.
Çocuklarımız sınav salonunda kalemleriyle mücadele ederken, biz de dışarıda vicdanımızla sınanacağız. Onlar soruları çözecek, biz toplumsal duyarlılığımızı göstereceğiz. Onlar sessiz sınıflarda ter dökecek, biz sokakta, mahallede, trafikte, evde, iş yerinde sessizliğin bir destek biçimi olduğunu hatırlayacağız.
Unutmayalım: Bazen en güçlü alkış, hiç ses çıkarmamaktır.
Bu ülkenin çocukları bizim çocuklarımızdır. Onların heyecanı bizim sorumluluğumuz, emekleri bizim emanetimizdir. Gelin, bu cumartesi yalnızca sınav merkezlerinin çevresinde değil, yüreğimizde de biraz sessizlik oluşturalım.
Çünkü çocuklar sınava girerken, ülke olarak biz de insanlık, incelik ve duyarlılık sınavına gireceğiz. Ve bu sınavın sonucu, sadece puanla değil; vicdanla ölçülecek.