2008 yılında yapılan düzenlemeyle yürürlüğe giren aylık bağlama oranları, emeklilik tarihine göre farklı sonuçlar doğuruyor. Bu tarihten bu yana her yeni emeklilik kohortuna uygulanan katsayılar zamanla değişiyor. Sonuç olarak aynı koşullarla iki farklı yılda emekli olan kişilerin maaşları arasında kayda değer farklar oluşuyor.
Sosyal Güvenlik Müşaviri Özgür Erdursun bu farkın enflasyonun düştüğü dönemlerde çok daha belirgin hale geldiğini aktardı. Güncelleme katsayısındaki değişimlerin maaş hesaplama sonuçlarını doğrudan etkilediğini vurgulayan Erdursun, 2025 yılında emekli olmayıp bir yıl bekleyenlerin yaklaşık yüzde 5 oranında maaş kaybına uğradığını belirtti.
KDK Kurumları Harekete Geçmeye Davet Etti
Şubat 2026'da Kamu Denetçiliği Kurumu'na yapılan başvuruda bu tablonun somut bir kişisel mağduriyeti yansıttığı anlatıldı. Başvurucu, 2024 yılında emekli olabilseydi bağlanacak maaş miktarının, 2025 yılına kadar beklediğinde alacağından belirgin biçimde yüksek olacağını hesaplamalarla ortaya koydu. Aynı prim ve hizmet geçmişine sahip iken yalnızca tarih farkından kaynaklanan maaş kaybının hukuki ve ahlaki dayanağının bulunmadığını vurguladı.
KDK bu başvuruyu haklı bularak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile SGK'ya konuyu ele almaları yönünde tavsiyede bulundu. Söz konusu kurumlar ise aylık bağlama yönteminin yasal çerçeve içinde kaldığını ve farklı yıllarda emekli olanlar arasında oluşan farkların sistemin doğal bir sonucu olduğu yanıtını verdi.
Fazla Çalışmak Artık Mantıksız
Sisteme yönelik öfkeyi en iyi özetleyen nokta belki de şu: Geçmişte prim süresini doldurduktan sonra çalışmaya devam etmek, her yıl için maaşa olumlu bir katkı sağlıyordu. Bugün ise aynı mantık işlemiyor. Prim ödemeleri birikmesine karşın emekli aylığı üzerindeki etkisi pozitif değil negatif yönde seyrediyor. Bu gerçeklik kademeli emeklilik bekleyenler için son derece düşündürücü bir çelişkiyi gün yüzüne çıkarıyor.




