Demirtaş'ın 1766 yılındaki son büyük kırılmadan bu yana geçen 260 yılı temel alarak yaptığı projeksiyon, tablonun ne kadar değişken olduğunu kanıtlıyor. Eğer fayın yıllık kayma hızı 24 milimetre gibi yüksek bir ivmedeyse, İstanbul'un enerji birikimini tamamladığı ve M 7.3 ile 7.5 aralığında bir sarsıntının "geliyorum" dediği varsayılıyor. Ancak hızın 17 milimetreye düşmesi, deprem döngüsünün süresini 100 yılın üzerine taşıyabiliyor. Bu, sadece bir istatistik farkı değil; bir neslin mi yoksa sonraki yüzyılın mı depremi olacağının belirleyicisi.

Doğanın Matematiksel Dilini Çözmek
Peki, bilim insanları neden tek bir hızda uzlaşamıyor? Fay hattının tekdüze bir yapıda olmaması ve su altındaki karmaşık tektonik hareketler, net bir ölçüm yapmayı zorlaştırıyor. Dr. Demirtaş, "kayma hızı" düğümünün çözülmesinin, deprem tahminlerinde devrim yaratacağını belirtiyor. Bilim dünyası, bu hızı sabitleyebilirse, eldeki veriler sadece spekülasyon olmaktan çıkıp, rasyonel bir risk yönetimi aracına dönüşecek.
Belirsizliğin Yarattığı Sismik Sessizlik
Fay hattı üzerindeki bu hız belirsizliği, aslında 1999 Gölcük depreminden bu yana süregelen "neden hala kırılmadı?" sorusunun da cevabı niteliğinde. Beklenen sarsıntının gecikmesi, muhtemelen fayın modelindeki karmaşıklıklardan kaynaklanıyor. Dr. Demirtaş'ın vurguladığı gibi, her bir milimetrelik fark, İstanbul'un deprem takviminde on yıllarca süren bir esneme veya daralma anlamına geliyor.




