Küresel ekonomi yönetimi ile finans merkezlerinin yakından izlediği ons altın değerlemeleri, çalkantılı dönemlerin ardından güvenli liman arayışındaki yatırımcıların ana odak noktası olmayı sürdürüyor. Son dönemde sermaye piyasalarında yaşanan makroekonomik değişimler, tahvil arzları ve para birimlerindeki dalgalanmalar değerli madenlerin fiyatlama mekanizmasını doğrudan etkiliyor. Hem bireysel tasarruf sahipleri hem de kurumsal fon yöneticileri, uluslararası bankaların yayımladığı analiz raporlarını dikkate alarak orta ve uzun vadeli pozisyonlarını güncellemeye devam ediyor.

ONS ALTINDA 4 BİN 640 DOLAR SEVİYESİ VE YENİ REKOR HEDEFLERİ
Son çeyrekteki sert dalgalanmaların ardından ons altın, haftanın ilk işlem gününde 4 bin 640 dolar bandına ulaşarak son üç ayın en güçlü performanslarından birini sergiledi. Haziran döneminde yaşanan gerilemenin ardından gelen bu toparlanma, dev finans kuruluşlarının projeksiyonlarını güncellenmesine vesile oldu.
-
UBS 12 Aylık Tahmini: Piyasa analisti Giovanni Staunovo, destekleyici unsurların güçlenmesiyle ons altının 12 ay içinde 5 bin 400 dolar seviyesine ulaşabileceğini ifade etti.
-
Kritik Direnç Seviyesi: Ons altın, 4 bin 517 dolardaki 200 günlük hareketli ortalamayı aşarak bir sonraki hedef olan 4 bin 889 dolar seviyesine kilitlendi.
-
Tarihi Rekor Alanı: Nisan ayındaki 4 bin 889 dolar direncinin kırılması durumunda, yılbaşında test edilen 5 bin 600 dolarlık zirvenin yeniden gündeme gelmesi bekleniyor.
ABD BORÇ YÜKÜ VE MERKEZ BANKALARININ SESSİZ ALIMLARI
Altın fiyatlarındaki ivmelenmenin arkasında yatan temel faktörlerden biri, ABD'nin ulusal kamu borcunun ilk kez 40 trilyon dolar sınırını aşması oldu. Doların küresel ölçekteki zayıflaması altın talebini desteklerken, Dünya Altın Konseyi verileri de dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Yapılan araştırmalara göre, uzmanların yüzde 89’u küresel merkez bankalarının rezervlerinde altın payını artıracağını öngörürken, yüzde 45’lik bir kesim kendi ülkelerinin de bu adımı atacağını savunuyor. Küresel altın tüketiminin yıllık 5 bin ton seviyesinde seyretmesi ve üretimin sadece yüzde 1,5 düzeyinde genişleyebilmesi, arz-talep dengesindeki sıkışıklığı daha net biçimde gözler önüne seriyor.





