Yeryüzünün Vicdan Defteri

Bir çocuk vardı, adını bilmediğimiz, yüzünü görmediğimiz,
Ama acısını hepimizin taşıdığı bir çocuk,
Oyuncaklarının arasına sakladığı umutları,
Bir sabah ansızın toprağın soğukluğuna emanet edilen,
Henüz dünyaya alışamamışken dünyadan koparılan bir çocuk,
Ve kimse sormadı ona, hangi dine ait olduğunu,
Hangi dili konuştuğunu, hangi bayrağın altında doğduğunu,
Çünkü ölüm, kimlik sormaz; sadece eksiltir.
Bir anne vardı, elleri dua ile gökyüzüne açılmış,
Gözleri yeryüzüne mahkûm edilmiş bir anne,
Çığlığı öyle büyüktü ki, aslında bütün insanlık duymalıydı,
Ama herkes kendi sessizliğine saklandı,
Çünkü bazen susmak, bir tercihten çok daha fazlasıdır,
Bazen susmak, işlenmiş bir suçun ortağı olmaktır.
Bir şehir vardı,
Sokaklarında çocuk sesleri yankılanması gerekirken,
Sessizliğin yankılandığı bir şehir,
Duvarları yıkılan değil, insanlığı çöken bir şehir,
Her taşın altında bir hikâye,
Her enkazın altında yarım kalmış bir hayat,
Ve kimse o şehrin adını doğru koymadı,
Çünkü doğruyu söylemek, çoğu zaman rahatın düşmanıdır.
Adını değiştirdiler her defasında,
Savaş dediler, denge dediler, kriz dediler, düzen dediler,
Oysa kelimeler bazen gerçeği saklamak için kullanılır,
Ve bazı gerçekler vardır ki, adı konulduğunda insanın içi yanar.
Zulüm gibi, kıyım gibi, soykırım gibi,
İnsanın kendi vicdanından kaçamaması gibi.
Ve biz…
Gördük, ama görmezden gelmeyi öğrendik,
Duyduk, ama duymamayı seçtik,
Hissettik, ama hissetmemeyi alışkanlık haline getirdik,
Çünkü modern dünyanın en büyük hastalığı,
Acıya alışmak ve bunu normal sanmaktır.
Oysa hiçbir çocuğun ölümü normal değildir,
Hiçbir annenin feryadı sıradan değildir,
Hiçbir zulüm, adına ne denirse densin, kabul edilebilir değildir,
Çünkü insan olmak, sadece yaşamak değil, yaşatmayı bilmektir.
Bir kurşun sıkıldığında sadece bir beden düşmez yere,
Bir gelecek düşer, bir umut düşer, bir insanlık düşer,
Ve her düşüşte, eğer biz yerimizden kıpırdamıyorsak,
Aslında düşen sadece onlar değildir.
Ey insan,
Hangi inanca sahip olursan ol, hangi kimliği taşırsan taşı,
Eğer bir çocuğun gözyaşı seni yerinden etmiyorsa,
Eğer bir annenin duası kalbine dokunmuyorsa,
Eğer bir mazlumun sessizliği seni rahatsız etmiyorsa,
Sen çoktan kendini kaybetmişsin demektir.
Bir gün tarih yazılmayacak, hesap sorulacak,
Sayfalar değil, vicdanlar açılacak,
Ve sana sadece şu sorulacak:
Gördün mü?
Duydun mu?
Biliyor muydun?
Ve en ağır soru gelecek ardından.
Peki neden sustun?
İşte o an, hiçbir cevap yeterli olmayacak,
Hiçbir mazeret kabul edilmeyecek,
Çünkü bazı suskunluklar,
En yüksek sesle işlenmiş suçlardır.
Şimdi kendine bak,
Kalbinin en sessiz yerine in,
Ve orada, hiçbir kalabalığın, hiçbir sloganın,
Hiçbir korkunun ulaşamadığı yerde,
Kendine dürüst ol.
Bir çocuk toprağa düşerken,
Bir anne göğe bakıp cevap ararken,
Bir şehir sessizliğe gömülürken,
Sen neredeydin?