TARİHÎ ŞAHSİYETLER VE OLAYLAR

Tarihte, adını duyduğumuzda heyecanlandığımız; kendisiyle gurur duyduğumuz ve bir şekilde ünsiyet kurduğumuz önemli şahsiyetlerin yanında, hafızamızda yer etmiş önemli olaylar da vardır.

Asırlar geçse de adı unutulmayan/unutturulamayan; hayırla yâd edilen; yeni nesiller tarafından örnek alınan kahramanlar…

Yine, dinlediğimizde, okuduğumuzda, yaşadığımızda veya hatırladığımızda; neşe, sevinç ve heyecan duyduğumuz olaylar…

Tarihe altın harflerle yazılmış; değerinden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelebilmiş; anlatılınca, bizleri ilk günkü gibi heyecanlandıran kahramanlıklar, destanlar, anılar…

Bunun yanında dinlediğimizde, okuduğumuzda, yaşadığımızda veya hatırladığımızda bizleri üzen; kin ve nefret duygularımızı depreştiren olaylar…

Yine adını duyduğumuzda veya hatırladığımızda, huzurumuzun kaçtığı; bütün olumsuz düşüncelerin başımıza üşüştüğü; nefretle andığımız şahsiyetler…

Bazı tarihî şahsiyetlerin, gücü ele geçirinceye; muktedir oluncaya kadarki söz ve davranışları ile gücü ele geçirdikten; muktedir olduktan sonraki davranışları arasındaki tezat…

Geçmişte yaşanmış ve toplumun bölünmesine sebep olmuş; etkisini yitirmeden günümüze kadar gelmiş ve yine etkisini yitirmeden asırlarca devam edeceği belli olan üzücü olaylar…

Bazı tarihi şahsiyetler bir kesim tarafından kahraman ilan edilip öve öve bitirilemezken, başka bir kesim tarafından hain ilan edilip yerin dibine batırılabilmektedir.

Bazı tarihi olaylar bir kesim tarafından büyük zafer diye yüceltilirken, başka bir kesim tarafından ihanet ve hezimet olarak görülebilmektedir.

Hangisi doğru?

Olaylar ve şahıslar hakkında bildiklerinize ve hangi açıdan baktığınıza bağlı.

Tarihi olayları değerlendirirken günün şartlarını göz önünde bulundurmak mecburiyeti vardır.

Bugünün şartlarıyla dünü yargılamak veya değerlendirmek doğru sonuçlar vermez.

Tarihî şahsiyetler için de durum aynıdır.

Tarihi şahsiyetin yaşadığı dönemdeki şartlar, yetki ve sorumluluğu, muktedir olup olmama durumu bilinmeden, hakkında yapılan değerlendirmeler eksik kalır.

Yetkisi ve gücü sınırlı birini, altından kalkamayacağı meselelerden sorumlu tutmak; ondan olağanüstü başarılar beklemek; başarısızlığın sebebi olarak görmek hakkaniyete sığmaz.

Tarihi şahsiyetlerin, gücü ele geçirinceye kadarki söz, davranış ve icraatlarına bakarak karar vermek de doğru sonuçlar vermeyebilir.

Gücü ele geçirdikten sonraki söz, davranış ve icraatlarına bakarak değerlendirme yapmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Çünkü, servet, makam, mevki ve güç insanın karakterini değiştirmez, gerçek yüzünü ortaya çıkarır.

Değerlendirme yaparken tarafsızlığımızı korumalıyız.

Kahramanlıkları, hak etmediklerini bile bile sevdiklerinize; yenilgileri sevmediklerinize mal ederseniz, tarafsızlığınızı ve inandırıcılığınızı yitirirsiniz.

Belgelere dayalı yorum yapıyor ve karar veriyoruz diyebilirsiniz.

Tarihi belgeler sizleri yanıltmasın.

Belgelerin, hangi şartlarda ve nasıl oluşturulduğunun yanında; sizin o belgeleri hangi mantıkla okuduğunuz ve incelediğiniz de önemlidir.

İddialarınızı desteklemek, yanlışlarınıza kılıf aramak için araştırma yaparsanız, belge incelerseniz, her incelediğiniz belgede iddialarınıza destek, yanlışlarınıza kılıf olabilecek deliller bulabilirsiniz.

Hatta belgelerin bir bölümünü karartarak veya kelimelere farklı anlamlar yükleyerek iddialarınızı kuvvetlendirebilirsiniz.

Kıyma, patlıcan, yağ ve soğan gibi malzemelerden sadece musakka yapılabilir diyorsanız yanılıyorsunuz.

Aşçılar bu malzemeden değişik yemekler yapabilirler.

Kimi,” imambayıldı” yaparken, kimi “musakka” veya “karnıyarık”, kimi de “hünkârbeğendi” yapabilir.

Tarihçiler de aynı belgelerden farklı sonuçlar çıkarabilirler.

Olay veya şahıslarla ilgili bilinen ezberleri bozabilir, yeni bakış açısıyla farklı değerlendirmeler yapabilirler.

Arşivler karıştırıldıkça tarihî olay ve şahıslarla ilgili yeni belgelere ulaşılabilir.

Bu belgeler, şimdiye kadar bildiğimiz doğruları destekleyebileceği gibi tam tersi bir sonucu da ortaya çıkarabilir.

Başkalarından rol çalarak öne çıkanları deşifre edebilir.

Haksızlığa uğrayanların hakkını teslim ederek, hafızalarımızdaki yanlış bilgileri düzeltir; kalbimizdeki kin ve nefreti sevgi ve saygıya dönüştürebilir.

Tarihimiz, doğrusuyla, yanlışıyla bizim tarihimiz, tarihî şahsiyetler bizim insanımızdır.

Her tarihî olayın milyonlarca taraftarı; her tarihî şahsiyetin milyonlarca seveni vardır.

Değerlendirme yaparken, birlik ve beraberliğimize halel getirecek söz ve davranışlardan uzak durmalı, kin ve nefreti besleyen odaklara fırsat vermemeliyiz.

Söz, davranış ve uygulamaları ile vatanını, milletini, bayrağını, ümmetini ve dünya mazlumlarını seven mütedeyyin insanımızı, birlik ve beraberliğimizi bozmak, bizleri birbirimize düşürmek isteyen mihrakların safına itmeye çalışanlara dikkat etmeliyiz.

Tarihimizle barışmak, geçmişten ders alarak geleceğimize yön vermek, geleceğimizi sağlam temeller üzerinde inşa etmek, huzurlu ve mutlu yaşamak istiyorsak, sadece siyah ve beyazın hâkim olduğu bir dünya yerine içinde gri tonların da olduğu bir dünya kurmalıyız.

Başka konularda olduğu gibi, tarihî konularda da ifrat ve tefritten uzak durmalıyız.

Aşırı sevgi ve aşırı nefret…

İkisi de insanın gözünü kör, kulağını sağır eder.

Sevdiğinizin yanlışlarını, nefret ettiğinizin doğrularını göremezsiniz, duyamazsınız.

Objektif olmak istiyorsanız aşırı sevgi ve aşırı nefretten kaçınmalısınız.

Dileğim, aynı peygambere ve aynı kitaba inanan, aynı kıbleye yönelen bir ümmetin, geçmişe takılıp kalmadığı; tarihî şahsiyetler ve olaylar yüzünden bölünmediği; bin dört yüz sene önceki veya daha yakın tarihteki olayları bahane ederek birbirini boğazlamaya kalkmadığı günlerin yakın olmasıdır.

Temennim, güçlünün haklı değil, haklının güçlü olduğu bir sistemin, bizim gönül coğrafyamızda kurulmasıdır.

Tarihi olaylar ve şahsiyetler üzerinden kimsenin kimseden rol çalmamasıdır.

Geçmişin, yanlışıyla doğrusuyla bizim geçmişimiz olduğunun kabul edilmesi ve haksızlığa uğrayanların haklarının teslim edilmesidir.

Hislerimizin değil mantığımızın ön plana çıkmasıdır.

Dünyayı hâkimiyeti altına almak için inanç iklimimizde fırtınalar koparmak isteyen “lanetli kavme” fırsat verilmemesidir.