Sistemin yükü, her zaman olduğu gibi en alttaki çalışanın omuzlarına biniyor. Eğer taksi şoförleri de sisteme vergi mükellefi olarak dahil edilirse, bu durumun sektörde ciddi bir "istifa dalgası" yaratacağı öngörülüyor.
Yevmiye Usulünden Vergi Mükellefiyetine
Şoförler için geleneksel sistemde tek bir hedef vardı: Plaka sahibinin yevmiyesini çıkarmak ve ardından kendi geçimini sağlamak. Şimdi ise bu tabloya devletin vergi denetimi de ekleniyor. Ancak şoförlerin taksi üzerinde hiçbir mülkiyet hakkı bulunmaması, yasal olarak bir "kiralama" ya da "yevmiye" sisteminin kağıt üzerinde geçerliliğini yitirmesi, her şeyi daha da içinden çıkılmaz kılıyor. Kiracı şoförlerin, mülkiyeti kendilerine ait olmayan bir araç için vergi ödemeye zorlanması, hukuki bir paradoks doğuruyor.
12-24 Saatlik Mesainin Görünmeyen Yükü
Bir taksi şoförünün gün boyu kazandığı para; yakıtı, yemeği, SGK primini ve plaka kira bedelini karşılamak için zaten ucu ucuna yetiyor. Bunun üzerine bir de vergi maliyeti eklendiğinde, şoförün evine götüreceği ekmek parası eriyip gidiyor. Birçok şoför, bu ağır tempoda çalışıp üzerine bir de vergi bürokrasisiyle uğraşmaktansa, başka sektörlerde daha az stresli işler aramanın daha mantıklı olduğunu düşünüyor.
Sektörde "Mesleği Bırakma" Dalgalanması
Bu ekonomik baskı, taksi plakası piyasasında bir domino etkisi yaratabilir. Eğer şoförler mesleği bırakırsa, plaka sahipleri araçlarını çalıştıracak personel bulamayacak. Bu noktada plaka sahiplerinin önünde iki yol kalıyor: Ya araçlarını satmak ya da bizzat direksiyona geçip taksicilik yapmak. Bu durum, taksi sektörünün yıllardır süren "rant" düzenini tamamen değiştirerek, mesleğin yeniden "esnaflık" özüne dönmesini sağlayabilir. Ancak geçiş süreci, hem şoförler hem de plaka sahipleri için oldukça sancılı geçecek gibi görünüyor.