Okulda Disiplin Yoksa, Toplumda Düzen Olmaz

Bir gerçeği artık ertelemeden konuşmak zorundayız: Eğitimde yaşanan sorunlar, münferit değil; sistematik bir zayıflamanın sonucudur. Ve bu zayıflamanın en görünür yüzü, okul kapılarından içeri giren disiplinsizliktir.
Bugün bir öğretmen sınıfa girerken sadece ders anlatmayı düşünmüyor; aynı zamanda düzeni sağlama, saygıyı koruma ve sınır çizme mücadelesi veriyor. Bu, öğretmenin asli görevi değildir ama gelinen noktada kaçınılmaz bir sorumluluk haline gelmiştir. Çünkü otorite boşluk kabul etmez. Eğer sistem bu boşluğu doldurmazsa, o boşluğu disiplinsizlik doldurur.
Öğrenci profilinde gözle görülür bir değişim yaşanıyor. Sınır tanımayan, yaptığı davranışın karşılığını düşünmeyen, öğretmeniyle tartışmayı normal gören bir anlayış giderek yaygınlaşıyor. Bu çocuklar doğuştan böyle değil. Bu tablo, yıllar içinde yanlış mesajlarla inşa edildi. “Çocuk merkezli” yaklaşım, bazı alanlarda yanlış yorumlanarak “çocuk ne isterse o olur” anlayışına evrildi. Oysa eğitim, sadece özgürlük değil; aynı zamanda sınır ve sorumluluk demektir.
En kritik meselelerden biri de disiplin mekanizmasının fiilen işlememesidir. Kurallar var, yönetmelikler var ama uygulama zayıf. Disiplin cezası verilmesi gereken durumlar, çoğu zaman “büyütmeyelim” denilerek geçiştiriliyor. Bu yaklaşım, kısa vadede sessizlik sağlar gibi görünse de uzun vadede otoriteyi tamamen çökertir. Çünkü öğrenci şunu öğrenir: “Ne yaparsam yapayım ciddi bir sonuç yok.”
Ailelerin yaklaşımı ise bu sorunu katlayarak büyütüyor. Çocuğunun hatasını görmek yerine, onu koşulsuz savunan bir ebeveyn tutumu; okul ile aile arasındaki dengeyi bozuyor. Öğretmen bir davranışı düzeltmeye çalıştığında karşısında destek değil, sorgulama buluyor. Oysa eğitim, öğretmen ve veli iş birliğiyle yürür. Bu iş birliği bozulduğunda, en büyük zararı yine çocuk görür.
Burada altı çizilmesi gereken temel ilke şudur: Sevgi, sınırla birlikte anlam kazanır. Sınırın olmadığı yerde saygı gelişmez. Saygının olmadığı yerde ise eğitim sadece kağıt üzerinde kalır.
Öte yandan eğitimciler, giderek yalnızlaştırılan bir meslek grubuna dönüşmektedir. Şiddete maruz kalan, itibarsızlaştırılan, sürekli denetlenen ama yeterince korunmayan bir yapı içinde görev yapmaya çalışıyorlar. Bu sürdürülebilir değildir. Çünkü öğretmenin kendini güvende hissetmediği bir ortamda, öğrencinin güvenli bir eğitim alması mümkün değildir.
Şikâyet mekanizmalarının kontrolsüz kullanımı da ayrı bir sorun alanıdır. Amaç, sistemi iyileştirmek olmalıydı; gelinen noktada ise öğretmen üzerinde sürekli bir baskı aracına dönüşmüş durumda. Herkesin her konuda şikâyet edebildiği bir sistem, öğretmeni değil, belirsizliği güçlendirir.
Artık meseleyi doğru yerden ele alma zamanı gelmiştir. Sorunları halının altına süpürerek değil, cesurca yüzleşerek çözebiliriz.
Atılması gereken adımlar nettir:
Disiplin süreçleri kararlı ve gecikmeden uygulanmalıdır.
Eğitimcilere yönelik şiddet, özel ve ağır yaptırımlarla karşılık bulmalıdır.
Velilerin sorumluluğu açık biçimde tanımlanmalı ve sürece aktif katılımları sağlanmalıdır.
Okullarda güvenlik önlemleri standart hale getirilmelidir.
Şikâyet sistemleri, suistimali engelleyecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
Eğitimciye hukuki ve idari koruma güçlü biçimde sağlanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; okul sadece ders verilen bir yer değildir, aynı zamanda toplumun aynasıdır. O aynada disiplinsizlik büyüyorsa, yarın sokakta karşılaşacağımız tabloyu da şimdiden görmeliyiz.
Bugün kararlı olmazsak, yarın çok geç olabilir.
Çünkü eğitimde kaybedilen her değer, toplumdan eksilen bir temeldir.