Finansal piyasalardaki dengesizlikler, sadece altın veya dövizi değil, doğrudan vatandaşın en büyük harcaması olan konut kredisini de etkiledi. Orta Doğu'da yaşanan jeopolitik gerilimlerin küresel enflasyon üzerindeki baskısı ve Merkez Bankası'nın sıkı para politikası sinyalleri, bankaları kaynak maliyetlerini artırmaya zorladı. Bankalar için artık "ucuz kredi" dönemi kapanırken, kaynak maliyetindeki bu artış doğrudan tüketiciye faiz yükü olarak yansıtılıyor.
Piyasadaki "Sınırlı Erişim" Sorunu
Düşük faiz oranlarına sahip kredi ürünleri bugün itibarıyla neredeyse "nadir bir tür" haline geldi. Özellikle kamu bankalarının sunduğu sınırlı kontenjanlar ve katı limit kısıtlamaları, her isteyenin bu düşük oranlara erişmesini imkansız kılıyor. Özel bankalar ise kendi risk politikaları gereği %3 sınırını aşan faiz oranlarıyla, alıcının iştahını büyük oranda kesmiş durumda. Konut piyasasında arzın olduğu ancak alıcının finansmana erişemediği bir "kilitlenme" evresine girmiş bulunuyoruz.
Gelecek Beklentileri ve Alım Kararları
Alıcılar için şu anki tablo, sadece aylık taksitlerin artması değil, aynı zamanda toplam borçlanma maliyetinin öngörülemez hale gelmesidir. Mart ayındaki 2.49'luk orana göre plan yapan bir yatırımcının, bugün %2.75 veya %3.00'lük oranlarla karşılaştığında ödeyeceği ek maliyet, orta vadede ciddi bir yük oluşturuyor. Piyasa uzmanları, faizlerdeki bu yukarı yönlü ivmenin kısa vadede tersine dönmesini beklemiyor; bu da potansiyel ev sahiplerini, finansal planlarını yeniden gözden geçirmeye veya alım kararlarını ertelemeye zorluyor.