Gelişmiş ülkelerde başarıyla test edilen bazı istihdam pratiklerinin yerel dinamiklere nasıl uyarlanacağı konusu, sivil toplumun en büyük mesaisi haline geldi. Ortaya atılan yeni vizyonlar, sadece bugünün değil, gelecek nesillerin nasıl bir toplumda yaşayacağını da doğrudan şekillendirecek güce sahip.
HAFTALIK OTUZ İKİ SAAT VURGUSU
Eğitim-Bir-Sen Kadın Komisyonu, sekiz mart kapsamında yayımladığı bildiriyle kamu personel rejiminde adeta bir devrim çağrısı yaptı. Komisyon başkanı sıfatıyla konuşan Sıdıka Aydın, devlet kadrolarında ter döken kadınlar için haftada dört gün çalışma kuralının getirilmesini yüksek sesle dile getirdi. İki yüz on dört binlik devasa bir kadın üye ordusunu arkasına alan Aydın, annelik ve memuriyet arasına sıkışan hayatların artık yeni bir sisteme ihtiyaç duyduğunu savundu. Temel hedef; çocukların ihmal edilmeyeceği, adaletli ve sürdürülebilirlik esasına dayanan otuz iki saatlik bir mesai dilimini yasalaştırmak.
HAK KAYBI OLMADAN YENİ DÜZEN
Sahada yapılan araştırmalar, kadınların esnek mesai fikrine oldukça sıcak baktığını ancak korkuları olduğunu kanıtlıyor. Katılımcıların ezici bir çoğunluğu, part-time veya esnek çalışma saatlerine geçerken güvenceli istihdamdan taviz vermeyi asla kabul etmiyor. Sendikanın bu korkuları gidermek adına hazırladığı çözüm reçetesinde, analık izninin doğum evveli ve sonrası birleştirilerek tam altmış haftaya sabitlenmesi yatıyor. Bunun yanı sıra, her çocuğun ardından emeklilikte eklenecek yıpranma payları, zorunlu kurum kreşleri veya kreş ödenekleri talep ediliyor. Aileyi koruma vizyonu doğrultusunda, gelir vergisinin yüzde on beşe kilitlenmesi ve evliliği cazip kılacak yeni teşviklerin sisteme dahil edilmesi gerektiği de kesin bir dille yetkililere iletildi.