Eryılmaz, mevcut piyasa sakinliğinin kalıcı bir barışın değil, yalnızca beklenti yönetiminin ürünü olduğunu belirtiyor. Ateşkes görüşmelerinden somut bir sonuç çıkmaması halinde piyasalarda yeniden sert dalgalanmalar yaşanabileceği konusunda dikkat çekiyor. Bu süreçten altın ve gümüş gibi değerli metallerin yanı sıra petrol başta olmak üzere enerji emtialarının da doğrudan etkileneceği öngörülüyor.
21 Nisan sonrasında piyasaların odağının "gerçek bir barış mümkün mü?" sorusuna kayacağını ifade eden uzman, yatırımcıları eski fiyat seviyelerine dönüş beklentisinden vazgeçmeleri konusunda uyarıyor. Küresel ekonomik dengelerin köklü biçimde değiştiğini hatırlatan Eryılmaz, bu yeni dönemde yatırım kararlarının jeopolitik gelişmelere duyarlı bir şekilde alınması gerektiğini vurguluyor.
Küresel finans dünyası, Orta Doğu’dan gelecek haber akışlarına karşı adeta nefesini tutmuş durumda. Özellikle jeopolitik risklerin yatırım araçları üzerindeki baskısı sürerken, Ekonomist Filiz Eryılmaz yatırımcıları doğrudan ilgilendiren kritik bir zaman dilimine, 21-22 Nisan tarihlerine dikkat çekti. Piyasa mekanizmasının şu an "savaşın sona erdiği" varsayımı üzerinden bir fiyatlama yaptığına değinen Eryılmaz, bu iyimser havanın her an bozulabileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Yatırımcıların şu anki en büyük sınavının, haber akışlarının hızla terse dönme ihtimali olduğunu belirten uzman, bu tarihten sonra piyasanın gerçek bir barışın mümkün olup olmadığına odaklanacağını ifade ediyor.
Gerçekçi Bir Barış mı, Piyasa İyimserliği mi?
Eryılmaz’a göre, mevcut finansal ortamda oluşan "olumlu hava", kalıcı bir çözümden ziyade, beklentilerin yönetildiği bir "fiyatlama" sürecinden kaynaklanıyor. Eğer ateşkes görüşmeleri somut bir sonuç vermezse, piyasalardaki bu sakin görünüm yerini tekrar oynaklığa bırakabilir. Dolayısıyla, sadece altın ve gümüş değil, petrol gibi enerji emtialarının da kaderi, 21 Nisan sonrasında ortaya çıkacak siyasi iradeye bağlı. Ekonomist, bu sürecin sonunda yatırımcıların eski fiyat seviyelerini artık mazide bırakmaları gerektiğini, zira küresel ekonomik denklemin çok daha farklı bir boyuta evrildiğini hatırlatıyor.