AL BAYRAK GÖK VATAN
Yıldızın hilale ne güzel uymuş
Al rengini şehitlerden tanırım
Seni sevdiğimi dünyalar duymuş
Okşadığın rüzgârı kıskanırım (aa)
Doksanlı yıllardı, arkadaşlarla zaman zaman Ahlat’a yapılacak hizmetler konusunda sohbet ederdik.
Herkes, bir gün yetkili biri olursa neler yapacağını anlatır, hayallerini paylaşırdı.
Kanımızın deli deli aktığı gençlik çağımızdı; ayağı yere basmayan, gerçekleşmesi zor, uçuk hayallerimiz vardı.
Ancak, her şeyin bir hayalle başladığını da biliyorduk.
“Ülkü” adlı bir güzele âşıktık.
Ülkü bizden çok uzaklarda; Kafkasların ötesinde; Kafdağı’ın ardında; Turan ellerindeydi.
Ulaşılması zordu ama olsun, hangi sevda kolaydı ki…
Kerem’i yandırıp küle çeviren; Ferhat’a dağları deldiren; Mecnunu çöllere düşüren sevda bizi de Kafdağı’ın ardında, Turan Ellerinde bir Asena’nın peşine düşürmüştü.
Belki “Zümrüdü Anka Kuşu” gibi yanacak, günü gelince küllerimizden yeniden doğacaktık.
Yine bir gün böyle bir sohbet sırasında arkadaşlarımızdan Faruk Çaman, Ahlat sahilinde Van Gölü’ne 209 metre yükseklikte dünyanın en büyük bayrağını dikmek istediğini söyledi.
Hatta bu isteğini, bir hizmet yarışında yazılı olarak Ahlat kamuoyu ile paylaştı.
Ahlat’a dikilecek büyük bir bayrak başka hemşehrilerimizin de hayalini süslüyordu.
Ancak bu hayaller Ahlat’ın girişinde veya Ahlat’a hakim bir tepede, kırk elli metre yükseklikte bir bayraktan öteye geçmiyordu.
O zamanlar Ahlat, Sayın Devlet Bahçeli tarafından bir iki kez ziyaret edilmiş ama Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la henüz tanışmamıştı.
Kaderine terk edilmiş, garip, sessiz ve kimsesiz bir şehirdi.
Orhun Abideleri’nin Anadolu’daki örnekleri Selçuklu Meydan Mezarlığındaki taşlar likenlerle kaplanmış, üzerindeki yazılar okunamaz olmuştu.
Hoca Ahmet Yesevi dergâhından feyz alan Erenlerin bağrına vurduğu Türk-İslâm mührünün izleri silinmeye başlamıştı.
Yalnız kalmış, gücünü, kuvvetini ve kudretini kaybetmiş bir hali vardı.
Üzerinde taşıdığı tarihi mirasın ağırlığı altında ezilir gibiydi.
Zaman zaman Selçuklu Meydan Mezarlığı’na, Bayındır Kümbeti’ne, Kale’ye veya başka bir tarihi eserin olduğu yere gider, karşılıklı oturup sohbet ederdik.
Daha doğrusu dertleşirdik.
Çoğunlukla Ahlat konuşur, bense dinler ve bir gün yazılarımda kullanmak üzere notlar alırdım.
Yine bir sohbet sırasında, Ahlat:
“Ben, Altaylardan başlayan; Türk Cihan Hakimiyeti Mefkûresi’nin, İlay-ı Kelimetullah Ülküsü’ne, Nizam-ı Alem Davası’na, Kızılelma’ya dönüşüp Viyana kapılarına dayandığı “Kutsal Yürüyüş” ün ilk durağıyım.
Ben “Yesevî Dergâhı”ndan feyz alan Erenlerin, Anadolu”da ilk Türk-İslâm mührünü vurdukları yerim. Şimdi, üzerimde taşıdığım mirastan bihaber, hayırsız, vefasız, ülküsüz evlatlarımın gözünün içine bakıyorum. Bir şeyler söylemek istiyorum, beceremiyorum. Söyleyeceklerim boğazıma düğümleniyor, yutkunamıyorum. Estetik zevkten mahrum, çağımızın beton sever sanat yoksunlarının istilasına uğramış can çekişiyorum. Eski kudret ve azametimi gözümün önüne getiriyor, yardım istemeyi gururuma yediremiyorum. Geçmişimi özlüyorum. Tapusuna sahip çıkmayan bir ülkenin geleceğinden korkuyorum.” dedi.
“… Kardeşlerim Belh ve Buhara
Selam göndermez oldular
“Kubbetü’l İslâm”dık bir zamanlar
Nur saçardık o çağda
Üç kardeş gibiydik alemî İslâmda
Bizi kimler, niçin ayırdılar?...” diye sordu.
Sustum, cevap veremedim; cevap verememenin acısını iliklerime kadar yaşadım.
Aradan yıllar geçti, gecenin en karanlık olduğu anda sabah en yakındır gerçeği bir daha tecelli etti.
Dünyanın dört bir yanında yıkılmaya yüz tutmuş tarihi eserlerimizi bir bir ihya edip ayağa kaldıran, kaderine terk edilmiş Orhun Abidelerini koruma altına alan bir “Gönül Eri”nin dikkatlerini Ahlat üzerine çekmeyi başardık.
Gerisi kendiliğinden geldi.
Cumhurbaşkanlığı Köşkü yapıldı.
Köşkle beraber her şey değişmeye başladı.
Darbe teşebbüsleriyle, ayaklanmalarla, işgal provalarıyla ayaklarımızın altından kayıp gitme tehlikesi yaşayan ülkemiz, bu köşkle beraber sağlam bir zemine otur(tul)du.
Bu köşkle, “Size öyle bir yurt aldım ki ebediyen sizin olacaktır” diyen Sultan Alpaslan’ın sözü bir daha perçinlendi.
Bu köşkle, Ahlat’ta hatta Anadolu’da soluklaşan Türk-İslâm mührünün izleri yeniden parlatıldı.
Bu köşkle, bin yıllık yurdumuzun tapu senedi olan tarihi eserlerimizin bekçiliği yeni muhafızlarla takviye edildi.
Şimdi, “Mâziden Âtiye Ahlat” projesi ile her hafta değişik illerimizden gelen onlarca öğrenci, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde eğitim alarak geleceğe hazırlanmaktadır.
Bugün unutulmuş, horlanmış, üzerine ölü toprağı serpilmişçesine kaderine terk edildiği yılları geride bırakan Ahlat; Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sayesinde, “Türk Dünyasının Merkezi” olma yolunda, emin adımlarla hedefine doğru ilerlemektedir.
Tarihi misyonunu yeniden üstlenmenin ve eski ihtişamına kavuşmanın heyecanını yaşarken, kardeşleri Belh ve Buhara ile kucaklaşacağı günleri beklemektedir.
Sık sık tarihi özellikleri ile ülke gündemine gelen Ahlat, artık başka bir özelliğiyle; semalarında dalgalanacak eşsiz bir bayrakla ülke ve dünya gündemine oturmak istemektedir.
36x72 boyutları, 2592 metrekare alanı, 500 kg’dan fazla ağırlığı ile dünyanın en büyük bayrağına sahip ülke Azerbaycan’dır.
Dünyadaki en yüksek bayrak direğine sahip ülkeler: 202 m ile Mısır; 171 m ile Suudi Arabistan; 165 m ile Tacikistan ve 133 m ile Türkmenistan’dır.
Mazlumların hamisi, gönül coğrafyamızın lideri Türkiye bayrak konusunda da en önde olmalıdır.
Dünyanın, direği en yüksek, boyutları en büyük ve ağırlığı en fazla olan bayrak Türkiye semalarında dalgalanmalıdır.
Bu ölçülerdeki bir bayrağın dalgalanacağı yer, tabii ki 1071 Ahlat-Malazgirt Zaferine ithafen, Gök Vatanla Mavi vatanın kucaklaştığı Ahlat semaları olmalıdır.
Bayrağın dikileceği yer, dikilecek bayrağın özellikleri, bakım ve korumasını üstlenecek kurum ve kuruluşlar teknik bir çalışmayı gerektirdiğinden bunu konunun uzmanları belirleyeceklerdir.
Ancak bir fikir vermesi açısından kendi görüşlerimizi de açıklamanın faydalı olacağı kanaatindeyim.
Sahil Kalesi ile Ahlat Devlet Bey Konağı arasında zemini uygun olan bir yerde, tabii ki, zeminin uygun olması halinde Ahlat Cumhurbaşkanlığı Köşkünün önünde, 1071 metrekare alana sahip “1538 Preveze” adlı gemi şeklindeki bir platforum üzerine yerleştirilecek ve 1923 ampulle aydınlatılacak bu bayrağın, özellikleri bakımından dünyada bir örneği dahi olmamalıdır.
Sadece tek bayrak değil, hilal şeklinde veya iç içe dairelerden oluşan bir bayrak kulesi şeklinde olması daha güzel olur diye düşünüyorum.
Birinci daire: 24 Oğuz boyunu temsil eden 24 direk, direk yüksekliği 16 metre
İkinci daire: Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan 16 Tük devletini temsilen 16 direk, direk yüksekliği 24 metre
Üçüncü daire: 7 bağımsız Türk devletini (Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) temsilen 7 direk, direk yüksekliği 40 metre (Her üç dairede de bayraklar eşit boyutlarda olmalıdır.)
Merkezde: (Mete Han/Oğuz Kağan ve Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihine ithafen) 209 metre direk yüksekliği ve dünyanın en büyük ve en ağır bayrağı.
Her sabah Süphan’ın şafağına göz kırparak uyanan; her akşam Nemrut’un kızıllığında hüzünlenen; İhtiyar Şahap Dağlarının ardından doğan “dolunay”ın Van Gölü’nün lacivert sularında oluşturduğu yakamozlar arasında raks eden ay yıldızlı bir bayrak…
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın uygun görüp talimat vermeleri halinde onlarca firmanın bu şerefli görevi yerine getirmek için birbirleriyle yarışacaklarına inanıyorum.
Bu projeyi kim gerçekleştirebilir diye düşündüğümde aklıma birçok kişi ve firma isimi geliyor ama gönlümden geçen Selçuk Bayraktar’dır.
Gök vatanı ve Mavi vatanı koruyacak onlarca yeni silah sistemleri geliştiren Selçuk Bayraktar, topraklarımızın, mavi ve gök vatanımızın sahibi olduğumuzu bütün dünyaya bir daha ilan edeceğimiz bu bayrağı Van Gölü’ne diker veya diktirir diye düşünüyorum.
İnşallah, Kaan’ın, Kızılelma’nın, İHA ve SİHA’ların, Gökbey’in ve Türk Yıldızları’nın Ahlat semalarında dalgalanan, dünyanın en yüksek ve en büyük bayrağını selamladıklarını görmek bizlere de nasip olur.
İnanıyorum ki, bugün olmazsa yarın… Yarın olmazsa öbür gün… Ama mutlaka bir gün… Bir babayiğit çıkar ve o bayrağı Ahlat semalarında dalgalandırır.