13-14 Mayıs 2026 tarihinde, Malazgirt ve Ahlat’ta, Ahlat ve Malazgirt’in dününün, bugününün ve geleceğinin masaya yatırıldığı “Kapı, Fetih ve Kök: Hafıza Mekânları” adıyla bir sempozyum düzenlendi.
“Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi’nin talimatları ile kurulan “Fetih ve Kök: Ahlat-Malazgirt Çalışmaları Enstitüsü” tarafından düzenlenen sempozyum Ahlat ve Malazgirt’i bir daha Türkiye’nin gündemine getirdi.
Selçuklular konusunda uzman ve akademisyenlerin bildiri sunduğu; “Tarihi Coğrafya”, “Strateji ve Taktik”, “Türkler ve Anadolu”, Malazgirt’e Giden Yol: Anadolu’da Selçuklu-Bizans Mücadelesi”, “Arkeolojik, Tarihi ve Kültürel Bağlamda Ahlat” “Ahlat Üzerine Araştırmalar”, “Malazgirt Zaferi’nin Sonuçları” ve “Harp Arkeolojisi ve Savaşın Yeri Meselesi” başlıklı oturumlarda konuyu tartıştığı sempozyumun Ahlat ve Malazgirt için, Türkiye ve Türk dünyası için, hatta Âlem-i İslâm ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Konuşmacıların değindiği konular sadece Ahlat-Malazgirt için değil, tüm Türkiye için, Türk ve İslâm dünyası için önemli konulardır.
Bitlis Valisi Ahmet Karakaya, “… Ahlat ve Malazgirt, Anadolu'nun kapılarının Türklere resmen açıldığı, tarihimizin derin izlerini taşıyan çok önemli iki hafıza noktasıdır. Bu topraklar; birlik, inanç, mücadele ve medeniyet ruhunun en güçlü şekilde hissedildiği yerlerdir. Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te ortaya koyduğu irade, Ahlat’ın asırlardır taşıdığı kültürel mirasla birleşerek bugün bizlere büyük bir tarih şuuru bırakmıştır…”
Ahlat Belediye Başkanı Yavuz Gülmez: “… Türklerin düşünce dünyalarını taşlara nakşetmeleri bakımından ‘Anadolu’nun Ötüken’i’ olarak kabul edilen kutlu topraklardayız. Belh ve Buhara ile İslâm dünyasının 3 büyük ilim, kültür ve sanat merkezinden biri olan Kubbetü’l İslam unvanını almış Ahlat’tayız. Ahlat’ın tarihi mirasının korunması, Ulu Camii, Kale çevresi ve Abdurrahman Gazi Türbesi’nin yeniden ayağa kaldırılması gerekir…”
Fetih ve Kök Hafıza Mekânları Ahlat-Malazgirt Çalışmaları Enstitüsü Başkanı Muhammet Hanifi Macit: “… Mekânlar milletlere, milletler de mekânlara anlam ve değerler katmıştır. Ötüken, Semerkant, Buhara neyse Anadolu’daki karşılığı da Ahlat’tır. Anadolu’nun Türkleşmesinde Ahlat bir memba görevi görmüştür…”
Sayın Valimizin, Belediye Başkanımızın ve Enstitü Başkanımızın görüş ve temennilerine katılmamak mümkün değildir.
“Geçmişinin ihtişamlı levhalarıyla geleceğinin karanlık ufuklarını aydınlatamayan milletler, tecrübesizliğin ve cehaletin kararttığı sahalarda yönlerini şaşırırlar.” (A.A)
Birilerinin, hafızamızı silip tarihimizi birkaç nesil geriden başlatma; köksüz bir nesil yetiştirme çabaları kısmen etkili olmuş olsa da başarılı olması ve ilanihaye devam etmesi imkânsızdır.
Ülkemizin bilim ve teknolojide geldiği seviyenin; özellikle savunma sanayinde kat ettiği mesafenin; hafıza silicileri ve onların “Mankurtlaştırdığı çevreleri rahatsız ettiği bir gerçektir.
Bu tür gelişmeler; Türk Milletinin mâziden aldığı güçle, âtiye emin adımlarla yürüdüğünü göstermesi bakımından önemlidir.
Ülkemizin her köşesi, bize kim olduğumuzu; nerden gelip nereye gideceğimizi gösteren hafıza mekânları ile doludur.
İlk izleri taşımaları bakımından Ahlat ve Malazgirt önemli hafıza Mekânlarımızın başında gelir..
Uzaktan izlediğimiz, katılma imkânımız olmadığı için sempozyumda yapılan konuşmaların, yapılan değerlendirmelerin tümü hakkında bilgi sahibi değiliz.
Bildiriler kitap olarak yayımlandığında daha fazla bilgiye sahip olacak ve değerlendirmelerimizi ona göre yapacağız.
Daha önce yapılan çalışmalara ve bugün sempozyum düzenleme komitesi ve katılımcılarının resim verdikleri mekânlara baktığımızda Ahlat Selçuklu Mezarlığı ve Bayındır Kümbeti’nin öne çıktığını görmekteyiz.
Şimdiye kadar yapılan çalışmalar ve öne çıkarılan mekânlar Türklerin Anadolu’ya 1071 Ahlat-Malazgirt Zaferinden sonra geldiği izlenimi vermektedir.
Halbuki 1071’den önce Ahlat Türk yurdu haline gelmişti.
Horasan Erenleri, 1071 Ahlat-Malazgirt Zaferinden çok önce Ahlat’ta yerleşmiş, irşad faaliyetlerine başlamışlardı.
Hafıza mekânlarımızdan, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAV) sancaktarı Muaz bin Cebel’in oğlu Abdurrahman Gazi’nin meftun olduğu türbeyi baz alırsak, 641 yılına gider, Ünlü İslâm komutanı Halit Bin Velid’i Ahlat’a getirebiliriz.
Çaman Şeyhleri Tekke ve Zaviyesini baz alırsak 1011 yılına gider, Arabistan’dan Afganistan’a; Afganistan’dan Buhara’ya; Buhara’dan Ahlat’a uzanan bin yıllık bir yolculuğa şahit oluruz.
Çaman Şeyhlerinin ve diğer Horasan Erenlerinin Ahlat’a gelişleriyle 1071 Ahlat-Malazgirt Zaferi arasında altmış yıl vardır.
Nerdeyse üç nesil geçmiştir.
1071’den önce de Anadolu’da olduğumuzu belgeleyen hafıza mekânlarımızı yeniden ihya edip ayağa kaldırmalıyız.
Bu çalışmalar yapılırken, öncelikle Abdurrahman Gazi Türbesi ve çevresi, Çaman Şeyhleri Tekkesi, Dede Maksut Türbesi ve Ulu Cami gerekli düzenlemeler yapılarak öne çıkarılmalıdır.
Geçen yıl, Ahlat Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen “Mâziden Âtiye Ahlat” programına katıldığımda dikkatimi çeken bir şey olmuştu.
Programa katılan öğrenciler Abdurrahman Gazi Türbesini, Bayındır Kümbetini, Bayındır Köprüsünü ve Ahlat Selçuklu Mezarlığını ziyaret ediyorlar; diğer tarihi mekânları göremiyorlardı.
Öğrencilerle beraber yaptığımız Harabeşehir ziyaretinden sonra Külliye’ye dönerken, öğrencileri taşıyan minibüs şoförlerine İkikubbe Mahallesinden geçmelerini söyledim.
Öğrenciler, güzergâh üzerinde yer alan Mirza Bey Kümbeti, Anonim Kümbet, Emir Ali Kümbeti, Dede Maksut Türbesi, Kaşif (Keşiş) Kümbeti, Bagatay Aka-Şirin Hatun Kümbeti ve Hüseyin Timur-Esen Tekin Kümbeti’ni de gördüler.
Keşke zamanım olsaydı, Ulu Kümbet, Hasan Padişah Kümbeti, Alimoğlu Hurşit Kümbeti, Kale, Erzen Hatun Kümbeti ile Şeyh Necmettin Türbesini ve Osmanlı gibi bir cihan devleti kuranların ecdadının yattığı Kayı Mezarlığını gezdirebilseydim.
Nasip olursa ileriki günlerde yine gelmeyi düşünüyorum.
Bu seferki gelişimde Ahlat Ulu Camii kalıntılarını ziyaret edip, Alpaslan’ın namaz kıldığı mihrap önünde namaz kılarak dikkatleri Ahlat Ulu Camii’ne çekmek istiyorum.
Biz, sizden önce davranacağız diyenler, seccadelerini alıp gidebilirler.
Hatta Sayın yetkililerimizin talimatıyla bir cuma namazı Ahlat Ulu Camii kalıntılarında kılınarak, ilgililere güçlü bir mesaj verilebilir.
Böylece Ahlat Ulu Camii eski bir hafıza mekânı olarak ayağa kaldırılabilir.
Haydi hayırlısı!
Not: Ahlat Ulu Camii’nde Sultan Alpaslan’ın namaz kıldığı mihrabın önünde namaz kılıp, fotoğrafını “bitlispostası” sayfamdaki bu yazının altına yorum olarak ekleyen 2. kişiden itibaren on kişiye “ Kızılelma’nın Anahtarı Ahlat” Kitabımı imzalayacağım. 1. Ekleyen mi? O bende kalsın…